Çin, İran savaşında arabulucu olabilir mi?
Kaynak, Getty Images
- Yazan, Laura Bicker
- Unvan, BBC Çin Muhabiri
- Okuma süresi 5 dk
Ortadoğu'daki savaş ikinci ayına girerken, dünyanın enerji arzını kısıtlıyor ve petrol fiyatları yükseliyor. Çin ise barış sağlama çabalarıyla devreye girmeye çalışıyor.
Bu girişim, ABD Başkanı Donald Trump'ın, ABD'nin İran'daki askeri operasyonlarının "iki ila üç hafta içinde" sona erebileceğini söylemesinin ardından geliyor. Ancak bunun nasıl gerçekleşeceğine ya da sonrasında ne olacağına dair hâlâ net bir tablo yok.
ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşta beklenmedik bir şekilde arabulucu olarak öne çıkan Pakistan'ın ardından şimdi Çin de arabuluculuk yapıyor.
Pekin ve İslamabad'daki yetkililer, ateşkes sağlama ve hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'nı yeniden açma hedefiyle beş maddelik bir plan sundu.
Geçmişte ABD'nin müttefiki olan Pakistan, bu çatışmada arabuluculuk yapma konusunda Trump'ın desteğini kazanmış görünüyor.
Pekin ise gelecek ay Çin lideri Şi Jinping ile Trump arasında yapılacak kritik ticaret görüşmeleri öncesinde, Washington'a rakip bir güç olarak devreye giriyor.
Lanzhou Üniversitesi Afganistan Çalışmaları Merkezi Direktörü ve Ortadoğu uzmanı Zhu Yongbiao, "Çin'in desteği çok önemli" diyor. "Ahlaki, siyasi ve diplomatik açıdan Çin kapsamlı bir destek sağlıyor; Pakistan'ın daha belirgin bir rol oynamasını umuyor."
Bu aynı zamanda Pekin için bir dönüş niteliği taşıyor; zira Çin'in savaşla ilgili resmi tavrı şimdiye dek oldukça temkinliydi.
Peki Çin neden şimdi devreye giriyor?
Kaynak, Getty Images
Petrol önemli bir konu olsa da mesele sadece ondan ibaret değil. Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin, önümüzdeki birkaç ayı atlatabilecek kadar stok yapmış durumda.
Pekin'in arabulucu rolünü üstlenmesinin nedeni, İran'daki savaşın Şi'nin önem verdiği bir şeyi tehdit etmesi: istikrar.
Çin'in, zayıflayan iç ekonomisini canlandırmaya çalışırken, dünyanın dört bir yanına mal satabilmek için istikrarlı bir küresel ekonomiye ihtiyacı var.
Foundation for Defense of Democracy'nin Çin Programı Başkanı Matt Pottinger "Dünyanın geri kalanı enerji şoku nedeniyle ekonomik olarak yavaşlarsa, bu Çin'in fabrikaları ve ihracatçıları için çok zor olacak" diyor ve ekliyor:
"Bu nedenle Çin dışişleri bakanının bu hafta İran'a gidip savaşın sona erdirilmesi gerektiğini söylemesinde bir samimiyet olduğunu düşünüyorum. Pekin, uzun sürecek bir enerji şokunun nereye varabileceğinden endişeli."
Kriz sürerse dünyanın fabrikası olarak nitelenen Çin'in endüstriyel kalbinin uzun vadede etkileneceğine dair kaygılar artıyor.
Petrol fiyatlarının yükselmesi, oyuncaklarda kullanılan plastikten modern sentetik kumaşlara, telefonlar, elektrikli araçlar ve yarı iletkenlerde kullanılan yüzlerce bileşene kadar tüm tedarik zincirini sarsıyor.
Kaynak, Reuters
Çin, İran'ın en büyük ticaret ortağı
Trump'ın ilk dönemindeki ABD-Çin ticaret savaşı, Çin'deki birçok işletmenin dünyanın başka bölgelerinde yeni pazarlar aramasına yol açmıştı. Sonuç olarak, Çin'in Ortadoğu'ya ihracatı geçen yıl dünyanın geri kalanına yaptığı ihracatın neredeyse iki katı hızla büyüdü.
Bölge, elektrikli araçlar için en hızlı büyüyen pazar haline geldi. Çin, içme suyunun kıt olduğu Ortadoğu'da tuzdan arındırma yatırımlarında da en büyük yatırımcı.
China Power Construction Corporation (Çin Enerji İnşaat Şirketi) Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Irak'ta projelere sahip.
Bu ekonomik bağlar sayesinde Çin, Suudi Arabistan gibi ABD müttefikleri ve İran gibi düşmanlarıyla ilişkiler geliştirdi.
Tahran ve Pekin arasındaki ortaklık onlarca yıl öncesine dayanıyor. Çin, İran'ın en büyük ticaret ortağı ve İran petrolünün yaklaşık %80'ini satın alıyor.
Çin geçmişte de Orta Doğu'da ara bulucu rolü üstlendi ancak başarısı sınırlı kaldı.
2023'te, uzun yıllardır Orta Doğu'daki vekalet savaşlarında karşı cephelerde yer alan Suudi Arabistan ve İran arasında bir anlaşma sağladı.
İki ülke, Suudi Arabistan'ın 2016'da önde gelen bir Şii din adamını idam etmesinin ardından ilişkileri kesmişti.
Çin arabulucu olarak devreye girdikten sonra taraflar diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı kabul etti.
Bu adım Pekin'in çıkarınaydı; zira diplomatik normalleşme bölgesel gerilimlerin azalmasına katkı sağlayabilirdi.
Bir yıl sonra Çin, Fetih ve Hamas dahil 14 Filistinli grubun liderlerine ev sahipliği yaptı.
Görüşmeler, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze için bir ulusal birlik hükümetiyle sonuçlandı.
Bu bildiri kapsamlı bir anlaşmadan ziyade bir niyet beyanı niteliğindeydi; ancak yine de Çin'in bölgede oynayabileceği rolü ve Ortadoğu'daki istikrara verdiği önemi gösterdi.
Kaynak, Nur Photo / Getty
Çin'in küresel ortaklıkları güvenlik garantileri veya askeri destek içermiyor. Pekin için öncelik ekonomi—ve bölge ülkeleriyle ekonomik karşılıklı bağımlılık, Çin'e nüfuz sağlıyor.
Zhu şöyle diyor:
"Çin daha geniş çaplı çatışmalara çekilme konusunda temkinli. İç politikada da dış politikada da birinci önceliği ekonomik kalkınma.
"Çin'in dikkatsizce bir savaşa sürüklenmemesi gerektiği konusunda geniş bir mutabakat var."
Ancak bu yaklaşımın sınırları var. Çin, istemesi halinde bile bölgeye müdahale edebilecek askeri kapasiteye sahip değil.
ABD'nin Körfez ülkelerinin tümünde üsleri bulunuyor. Çin'in en yakın üssü ise Doğu Afrika'daki Cibuti'de; 2017'de kurulan bu üs, güç projeksiyonundan ziyade korsanlıkla mücadele lojistik merkezi.
2025'teki İsrail-İran savaşında Çin olanları kenardan izlemekle yetindi ve asgari düzeyde destek vererek bir ortak olarak ne kadar sınırlı etkiye sahip olduğunu gösterdi.
Bu son barış planına ise ne ABD ne de İran yanıt verdi. Ancak bu girişimi öne çıkarmak, Şi'nin kendisini tarafsız bir arabulucu ve barış sağlayıcı olarak konumlandırmasını sağlıyor—ve onu diğer süper güç olan ABD'nin liderinden farklı bir yere koyuyor.
Pekin'in kendisini pragmatik bir uluslararası aktör olarak sunma iddiası, pek çok çekinceyle birlikte geliyor.
Rusya ile olan yakınlığı, tarafsızlığına dair soru işaretleri yaratıyor. Hong Kong üzerindeki artan kontrolü ve kendini yöneten Tayvan'ı gerekirse güç kullanarak alma tehditleri hâlâ büyük endişe kaynağı.
Ayrıca Çin'in otoriter liderleri, insan hakları konusunda tartışmalardan kaçınıyor ve hak ihlalleri veya güç suistimallerini kınamıyor. Bu yüzden Şi, küresel kurallara dayalı düzenin beklenmedik bir savunucusu oldu.
Ancak Çin, stratejik çıkarlarla hareket eden güçlü bir küresel aktör.
Ortadoğu'da bir miktar etkiye sahip olduğunu gösterdi ve gelecekte daha fazla nüfuz kazanma arzusu taşıdığı kesin.
Manşet haber
Seçtiklerimiz
Popüler haberler
İçerik bulunamadı