Hürmüz Boğazı'ndakine benzer deniz ablukaları geçmişte ne kadar etkili oldu?

Kaynak, Getty Images
- Yazan, BBC Farsça Servisi
- Okuma süresi 7 dk
Hürmüz Boğazı'nda bir hafta sonu daha belirsizlikle geçti.
Kırılgan bir ateşkes yürürlükteyken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi 17 Nisan'da, boğazın ateşkesin kalan süresi boyunca ticari gemilere "tamamen açık" olduğunu açıkladı.
Ancak Tahran, ABD'nin İran limanlarına yönelik kendi deniz ablukasını sürdürmesine öfkelenerek bir gün sonra kararını geri aldı ve boğazı yeniden kapattı.
Bunun ardından bazı tankerlerin yetkilileri, İran gemilerinin ateş açtığını ya da geri çevrildiklerini bildirdi.
ABD'nin kendi ablukasını uygulama kararı, savaş zamanında kullanılan en eski baskı araçlarından birini yeniden gündeme taşıdı: Bir ekonomiyi zayıflatmak, ticareti aksatmak ve rakibi geri adım atmaya zorlamak için deniz yollarını kesmek.
Tarih bize, bu tür önlemlerin baskı oluşturma konusunda etkili olabileceğini ancak daha geniş etkilerinin çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
Bazı durumlarda, özellikle iki dünya savaşında, deniz ablukaları bir ülkenin savaşı sürdürme kapasitesini zayıflatmada önemli rol oynadı.
İngiltere'nin 1. Dünya Savaşı'ndaki Almanya ablukası

Kaynak, Historica Graphica Collection / Heritage Images / Getty Images
1. Dünya Savaşı'nda (1914–1918) Almanya'ya uygulanan deniz ablukası, "uzak abluka" kavramının en klasik örneklerinden biri olarak anılır.
İngiltere, Alman limanlarını doğrudan kapatmak yerine, Kuzey Denizi'ndeki üstünlüğüne dayanarak deniz trafiğini kontrol altına aldı.
Kraliyet Donanması gemileri denetledi ve tarafsız ülkelere baskı uyguladı. Böylece Almanya fiilen küresel ticaretten tecrit edildi.
Zamanla yasaklı mallar listesi, askeri malzemelerin ötesine geçerek gıda ve gübreyi de kapsadı.
Almanya başlangıçta tarafsız ülkeler üzerinden ticaret ve iç üretimde uyum sağlayarak etkiyi hafifletmeyi başardı.
Ancak savaş uzadıkça ithalat keskin biçimde düştü, kritik girdilerin eksikliği tarımsal ve endüstriyel üretimi azalttı.
Toplumsal etkiler ağır oldu.
1916'ya gelindiğinde gıda kıtlığı büyük bir krize dönüştü. "Şalgam Kışı" yoksulluğun sembolü haline geldi. Tarihçiler yüz binlerce sivilin yetersiz beslenme ve buna bağlı hastalıklardan öldüğünü tahmin ediyor.
Abluka Almanya'nın yenilgisinin tek nedeni olmasa da, ülkenin savaşı sürdürme kapasitesini zayıflatan başlıca etkenlerden biri olarak geniş kabul görüyor.
Müttefiklerin 2. Dünya Savaşı'ndaki Japonya ablukası

Kaynak, Galerie Bilderwelt / Getty Images
Japonya'nın deniz yollarına bağımlılığı, ülkeyi bir abluka karşısında özellikle savunmasız hale getiriyordu.
Japonya, bir ada ülkesi olarak petrol, ham madde ve gıda ithalatı ile Pasifik'teki güçlerinin ikmalini büyük ölçüde deniz taşımacılığına bağlı olarak yürütüyordu.
1943'ten itibaren ABD denizaltıları Japon ticaret gemilerini giderek daha yoğun şekilde hedef almaya başladı.
Daha sonra gerçekleştirilen hava mayınlama operasyonları, özellikle Operation Starvation (Açlık Operasyonu) kritik deniz yollarını daha da felç etti.
Savaşın son yıllarına gelindiğinde Japonya'nın ticaret filosu büyük ölçüde yok olmuştu.
Savaş sonrası değerlendirmeler, bu çöküşün Japonya'nın savaş ekonomisinin dağılmasında başlıca etkenlerden biri olduğunu gösteriyor.
Almanya'nın aksine Japonya'nın baskıyı hafifletecek anlamlı kara ticaret yolları yoktu.
Japonya'nın teslim olması elbette birçok faktörün sonucuydu. ABD'nin atom bombaları ve Sovyetler Birliği'nin savaşa girmesi de bu faktörler arasındaydı. Ancak deniz ikmal hatlarının kesilmesi de teslim olma kararında kritik rol oynadı.
1962'de Küba'ya yönelik 'deniz karantinası'

Kaynak, Getty Images
Küba Füze Krizi, deniz yoluyla baskının farklı kullanımını gösteren önemli bir örnektir.
ABD, eylemini "abluka" olarak adlandırmaktan özellikle kaçındı, bunun yerine hukuki sonuçlardan kaçınmak için "karantina" terimini kullandı.
Başkan John F. Kennedy yönetiminde ABD donanması, Sovyet askeri ekipmanının Küba'ya ulaşmasını engellemek üzere konuşlandırıldı.
Amaç geniş kapsamlı değildi, son derece sınırlı ve netti: Yeni füze sevkiyatlarını durdurmak ve Moskova ile müzakerelerde baskı unsuru yaratmak.
Operasyon bir aydan kısa sürdü ve esas olarak caydırıcılık işlevi gördü.
Çatışma riskinin artması üzerine bazı Sovyet gemileri geri döndü.
Yoğun diplomasiyle birleşen bu gerilim, Sovyet füzelerinin Küba'dan çekilmesi ve gizli bir anlaşmayla ABD füzelerinin Türkiye'den kaldırılmasıyla sona erdi.
Belirlenen hedef açısından değerlendirildiğinde, karantina genel olarak başarılı bir uygulama olarak görülüyor.
Bu örnek, deniz baskısının her zaman uzun süreli bir ekonomik boğma stratejisi olmak zorunda olmadığını; bazen sınırlı, hedefe yönelik ve diplomatik bir manevranın parçası olarak da etkili olabileceğini gösteriyor.
BM'nin Irak'a yönelik deniz yaptırımları

Kaynak, AFP via Getty Images
1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgalinin ardından Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, deniz trafiğini izleme ve kısıtlama önlemleri de dahil olmak üzere kapsamlı yaptırımlar uyguladı.
1990'lar boyunca ve 2000'lerin başına kadar yürürlükte kalan bu kontroller, Irak'ı ekonomik olarak izole etme ve uluslararası taleplere uymaya zorlamaya yönelik çabaların önemli bir parçası hâline geldi.
Irak'ın denize erişimi sınırlı olsa da, denizden uygulanan yaptırımlar petrol ihracatını azaltmada rol oynadı.
Ancak kara yolları, yaptırımların bir kısmının aşılmasına imkan tanıyarak yalnızca deniz ablukasının etkisini azalttı.
Uygulamada bu önlemler, daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve askeri baskıyla birleştirildiğinde en etkili halini aldı.
Eski Yugoslavya'ya karşı denizde uygulanan yaptırımlar

Kaynak, Getty Images
Balkan savaşları sırasında BM'nin Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'ne yönelik yaptırımları, NATO ve Avrupa Birliği'nin ortak deniz operasyonlarıyla uygulandı.
1992-1996 yılları arasında Adriyatik'te binlerce gemi denetlendi. Bu gemilerden yüzlercesi durduruldu veya yönlendirildi.
Bölgenin nispeten dar coğrafyası, yaptırımların uygulanmasını daha yönetilebilir hale getirdi.
Bu operasyonlar, ihlallerin maliyetini artırarak yaptırımların etkinliğini güçlendirdi. Ancak tek başlarına çatışmayı sona erdirmediler. Bir çözüme ulaşmak için daha geniş kapsamlı askeri ve diplomatik baskıların birlikte uygulanması gerekliydi.
Gazze ablukası

Kaynak, Majdi Fathi / NurPhoto via Getty Images
İsrail'in Gazze'ye yönelik ablukası, 2007'den bu yana yürürlükte. Abluka, ticaret ve kaynaklara erişim üzerindeki daha geniş bir kısıtlama sisteminin parçası.
2009'dan itibaren sıkılaştırılan deniz unsuru, denize erişimi sınırlamada önemli bir rol oynadı.
İsrail, bu önlemlerin silah kaçakçılığını önlemek için gerekli olduğunu savunuyor.
İnsani yardım kuruluşları ise bu uygulamaların Gazze'nin ekonomisine ve yaşam koşullarına ciddi zarar verdiğini belirtmektedir.
Ablukanın hukuki statüsü hala tartışmalı. Uluslararası Adalet Divanı, 2024 tarihli tavsiye niteliğindeki görüşünde Filistin topraklarındaki durumla ilgili süregelen endişelere dikkat çekti.
Yıllardır süren kısıtlamalara rağmen abluka, bölgedeki şiddet döngülerini engelleyemedi.
Abluka ayrıca baskıyı sürdürmüş olsa da, kalıcı güvenlik ya da siyasi çözüm sağlamadı.
Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen ablukası

Kaynak, Getty Images
2015'ten bu yana Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, Husi güçlerine silah akışını sınırlama amacıyla Yemen'in limanları ve hava sahası üzerinde kısıtlamalar uyguluyor.
Yemen ithalata büyük ölçüde bağımlı olduğundan, bu önlemlerin siviller üzerinde doğrudan etkileri oldu.
BM defalarca kıtlık riski, yakıt sıkıntıları ve sağlık sistemleri üzerindeki baskı konusunda uyarıda bulundu.
Denetim mekanizmaları, güvenlik kaygıları ile insani ihtiyaçlar arasında denge kurmayı amaçlasa da, gecikmeler çoğu zaman tedarik zincirlerini aksattı.
Abluka, Husiler üzerindeki baskıyı artırdı ancak belirleyici bir sonuç doğurmadı.
Bunun yerine, uzun süren bir insani krize katkıda bulundu ve uluslararası alanda sürekli eleştirilere yol açtı.













