Savaşın birinci ayında Tahran'da saldırılar ve sivil kayıplar: 'Kızım enkazın altında'

Fotoğraf altı yazısı, İsrail saldırısında yıkılan Tahran'ın Resalat semtindeki bir apartmanın enkazında arama kurtarma ekipleri çalışma yürütüyor.
    • Yazan, Nawal Al-Maghafi
    • Unvan, Kıdemli uluslararası araştırmacı gazeteci
    • Yazan, Rüzgar Akgün, Ishaan Jhaveri ve Emile Costard
    • Unvan, BBC Eye Açık Kaynak İstihbarat Ekibi
  • Okuma süresi 6 dk

Enkazın başında duran bir anne, kızına seslenerek ağlıyor.

Günlerdir, Tahran'ın doğusundaki Resalat semtinde kızının yaşadığı ve artık yerle bir olmuş apartmanın kalıntılarında arama kurtarma ekiplerinin kazı yapmasını bekliyor.

"Onu çıkarmaya yetecek insan gücü yok" diyor kadın.

"Benim kızım karanlıktan korkar."

Bir aydır İran, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile savaş halinde.

ABD ve İsrail, ülke genelinde rejimle bağlantılı hedeflere yönelik saldırılar düzenliyor.

Ancak bu saldırılar, yakın çevrede yaşayan siviller üzerinde de yıkıcı bir etki yaratıyor.

İnsanlar şimdi bir yandan gökyüzünden gelen bombardımanın, diğer yandan da Ocak ayında hükümet karşıtı protestolara ölümcül bir şekilde müdahale eden baskıcı rejimin arasında kalmış durumda.

BBC Eye ekibi savaşın başlangıcından bu yana Tahran'daki bağımsız gazetecilerden özel görüntüler topladı.

BBC'nin İran'a erişimi oldukça sınırlı ve savaşın başlamasından bu yana ülkeye giriş izni verilmedi.

Bu nedenle BBC Eye, görgü tanıklarının ifadelerini topladı, saldırıların ardından çekilen görüntüleri kaydetti ve sosyal medya videoları ile uydu görüntülerini analiz etti.

Yapılan analiz, Tahran'da sivil mahalleler arasına yerleştirilmiş devlet bağlantılı hedeflere yönelik bir dizi saldırının gerçekleştiğini ve bunun çevrede yaşayanlar için ölümcül sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor.

Resalat'taki çok katlı apartman, 9 Mart'ta düzenlenen bir İsrail hava saldırısıyla yıkılmadan önce onlarca aileyi barındırıyordu.

Enkaz altında kalan bir kadın, bu apartmanda eşi ve küçük kızıyla birlikte yaşıyordu.

Saldırıdan günler sonra, kadın ve kızı enkaz altında ölü bulundu. Eşi ise hayatta kaldı.

Aynı saldırıda, yolun karşısındaki başka bir apartman da yıkıldı.

Orada yaşayan 55 yaşındaki bir kişi, saldırının "çok ani" olduğunu ve "odanın bir ucundan ötekine savrulduğunu" söylüyor.

Sahip olduğu her şeyin şimdi molozların altında olduğunu belirtiyor.

"Artık hiçbir şeyim yok… Tüm belgelerim, her şeyim, hepsi gitti."

Yerel yetkililer ve bölge sakinleri, sadece bu saldırıda 40 ile 50 arasında kişinin öldüğünü söylüyor.

Evlerini kaybedenler şu anda yakındaki bir otelde kalıyor.

"Bu bizim hayatımızdı" diye ekliyor adam.

İsrail ordusu, BBC Dünya Servisi'ne yaptığı açıklamada hedeflerinin İran'ın Devrim Muhafızları ile bağlantılı paramiliter güç Besic tarafından kullanılan bir askeri bina olduğunu söyledi.

Ancak saldırı sonrası yapılan analiz, etkinin bu tek hedefin çok ötesine geçtiğini gösteriyor.

Fotoğraf altı yazısı, Bir zamanlar burada yaşayan insanlar her şeylerini kaybetti ve şimdi bir otelde kalıyorlar.

Saldırıdan sonraki günlerde çekilen uydu görüntüleri, kısa süre içinde en az dört binanın yıkıldığını gösteriyor.

Bunlardan biri Besic ile bağlantılı olarak bilinse de çevresindeki yapıların konut olduğu anlaşılıyor.

Bölgeye ait olan ve BBC Eye tarafından doğrulanan görüntüler, mahallede geniş çaplı bir yıkım olduğunu gösteriyor. Analizimiz, patlamadan 65 metreye kadar uzaktaki binaların ağır hasar aldığını ortaya koyuyor.

Bölge sakinleri, saniyeler içinde birden fazla patlama yaşandığını anlatıyor.

Saldırılardan sağ kurtulan birisi, "Üç kez vurdular" diyor.

"Üç ya da beş saniye aralıklarla… Ayağa kalkmaya çalıştım ama enkaz başıma indi."

BBC Eye'a değerlendirmelerde bulunan askeri uzmanlar, İsrail ordusunun Tahran genelinde Mark 80 serisinden, çoğu zaman hassas güdüm sistemleriyle donatılan özellikle büyük bombalar kullandığını söylüyor.

Gözlemlenen hasarın büyüklüğü ve yayılımı, bu serinin en büyüğü olan ve yaklaşık 900 kilogram ağırlığındaki Mark 84 bombalarının kullanımıyla uyumlu.

Bu tür patlamamış bombaların şehirde görüntülendiği de belirtildi.

Birleşmiş Milletler, daha önce ülkeler ve savaşan silahlı gruplara, siviller için taşıdığı büyük tehlike nedeniyle yüksek nüfuslu bölgelerde güçlü bombalar kullanmaktan kaçınma çağrısında bulunmuştu.

BBC Eye'ın görüştüğü iki uluslararası insancıl hukuk uzmanı, bu kadar yoğun nüfuslu bir bölgede bu denli ağır bir bombanın kullanılmasının, sivillere vereceği zarar göz önüne alındığında orantısız olabileceğini ve muhtemelen hukuka aykırı sayılabileceğini belirtiyor.

Fotoğraf altı yazısı, Askeri uzmanlar, Resalat'ta gözlemlenen hasarın boyutu ve yayılma şeklinin, Mark 84 adı verilen güçlü bir bombanın kullanılmasıyla tutarlı olduğunu belirtiyor

Resalat münferit bir örnek değil.

Çatışmanın başlamasından bu yana İsrail ordusu, İran genelinde 12 binden fazla, sadece Tahran'da ise 3 bin 600 bomba attığını açıkladı.

ABD ordusu ise İran genelinde 9 binden fazla hedefi vurduğunu söylüyor.

Bu ABD ve İsrail saldırılarının çoğu; karakolları, Besic binalarını, polis karakollarını, askeri ve polis akademilerini, güvenli evleri, Devrim Muhafızları mensuplarının evlerini ve muhtemel mühimmat depoları ile kontrol noktalarını hedef aldı.

Bu hedeflerin çoğu, yoğun sivil mahallelerde yer alıyor.

1 Mart'ta bir İsrail saldırısı, Nilüfer Meydanı yakınındaki Abbasabad karakolunu vurdu. Ailelerin Ramazan iftarını açtıktan sonra toplandığı bir bölgeydi.

Görgü tanıkları en az 20 kişinin öldüğünü söylüyor. BBC bu sayıyı doğrulayamadı.

Tanıklar "korkunç bir ışık" gördüklerini ve ardından birkaç patlama yaşandığını anlatıyor.

Bir kişi, "Sokağa koştuk" diyor ve şöyle devam ediyor:

"Bir adam ve bir kadın bir dükkândan yeni çıkmıştı… Anında vuruldular."

Bölge sakinleri aynı hedefe art arda birkaç saldırı yapıldığını belirtiyor.

"İki dakika bile geçmemişti" diyen başka bir tanık, "Geri döndüğümüzde bir daha vurdular" diyor.

İsrail ordusu saldırıyı üstlendi "askeri bir hedefin vurulduğunu" söyledi.

BBC Eye'ın patlama alanıyla ilgili analizi, tıpkı Resalat'ta olduğu gibi, hasarın adlandırılan hedefin çok ötesine yayıldığını gösteriyor.

Uluslararası insancıl hukuk gereği, çatışmanın tüm tarafları sivil objeler ile askeri hedefler arasında ayrım yapmak zorunda.

Sivillere veya sivil binalara verilecek zararın, o eylemle elde edilecek askeri avantajla orantılı olması gerekiyor.

Ayrıca mümkün olduğu ölçüde askeri hedeflerin yoğun nüfuslu bölgelerin içinde veya yakınında konumlandırılmaması şartını getiriyor.

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), çatışmanın ilk ayında İran'da en az 217 çocuk dahil bin 464 sivilin öldürüldüğünü bildiriyor.

Bölge sakinleri, konut alanlarına yönelik saldırıların, daha önce İran rejimini eleştirmiş kişiler arasında bile öfkeyi derinleştirdiğini söylüyor.

BBC, bu haberdeki olaylar hakkında İsrail ordusuna sorular yöneltti. Ordu, saldırıları doğruladı ancak başka yorum yapmadı. ABD Savunma Bakanlığı ise yanıt vermedi.

İran da savaş boyunca, özellikle Washington'a müttefik Körfez ülkelerinde olmak üzere, havaalanları ve oteller gibi sivil altyapıları ve konut binalarını vurdu.

Tahran'da ise bölge sakinleri, İranlı yetkililerin savaş karşısındaki tutumunu eleştiriyor.

BBC'ye konuşanlar, kamuya açık sığınaklar, tahliye desteği ya da yerinden edilenler için geçici barınma gibi temel güvenlik önlemlerinin yeterince sağlanmadığını söylüyor.

Görüştüğümüz birçok kişi, saldırılar sırasında nereye gitmeleri ya da kendilerini nasıl korumaları gerektiğine dair herhangi bir yönlendirme almadıklarını belirtiyor.

"Sirenlerin ya da uyarıların olmadığını söyleyen" bir sakin sadece patlama seslerinin duyulduğunu söylüyor.

Net iletişimin olmaması ve devam eden internet kesintileri nedeniyle birçok kişi kendini savunmasız ve belirsizlik içinde hissediyor; bir sonraki saldırının ne zaman ve nerede olacağını bilmiyor.

İran hükümeti, saldırılara karşı ülke genelinde herhangi bir sivil savunma protokolünü kamuoyuyla paylaşmış değil.

ABD ve İsrail, İran devletinin altyapısını hedef aldıklarını söylüyor.

Ancak bu altyapının evler, dükkânlar ve okullarla iç içe geçtiği bir şehirde, sonuçlar belirlenen hedeflerin çok ötesine uzanıyor.

Bu koşullar altında yaşayanlar için bu baskı, kaybedilen evlerde, parçalanan ailelerde ve hiçbir yerin gerçekten güvenli olmadığına dair büyüyen duyguda kendini gösteriyor.