Sektör ve uzmanlar değerlendiriyor: Televizyon dizileri şiddeti özendiriyor mu?
Kaynak, Getty Images
- Yazan, Burak Abatay
- Unvan, BBC News Türkçe
- Bildirdiği yer, Londra
- Okuma süresi 5 dk
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşcı, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da peş peşe yaşanan okul saldırılarının ardından televizyon dizilerindeki şiddet sahnelerini eleştirdi.
Bu sahnelerin şiddetin olağanlaştırılması ve sıradanlaştırılması riskini beraberinde getirdiğine dikkat çeken Taşcı, içeriklerin toplumsal ve ruhsal etkilerinin incelenmesi yönünde çağrıda bulundu.
Tartışma devam ederken Yapı Kredi Bankası Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın da şiddeti özendiren dizi ve içeriklere kurum olarak reklam vermeyeceklerini duyurdu.
LinkedIn hesabından bir paylaşım yapan Öztaşkın, "Bunun bir tercih değil; etik bir sınır, kamusal bir sorumluluk ve vicdani bir yükümlülük olduğu" yorumunu yaptı.
Ancak televizyon sektöründe farklı görüşler var.
NOW TV'de yayımlanan Yeraltı dizisinin yapımcısı Fatih Aksoy, BBC Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede "Dizilerin şiddetin yaygınlaşmasına vesile olmadığına eminim" diyor.
Televizyon ekranlarında 40 senedir dizilerin olduğunu söyleyen Aksoy, böylesi kanlı bir olayın ilk defa yaşandığını vurguluyor:
"Bu saldırılarla dizileri bağdaştırmak bana bir şeyleri yanlış yerde aramak gibi geliyor."
Aksoy, ellerindeki verilere göre 12-19 yaş grubunda televizyon izleme oranının yüzde 15 civarında olduğunu söylüyor.
Bu grubun büyük çoğunluğunun da yarışma programlarını seyrettiğini kaydeden Aksoy, "Gençler televizyon izlemiyor. Biz ise bu gençlere nasıl televizyon izletebiliriz diye dertleniyoruz" diye konuşuyor.
Kaynak, YouTube / @Yeraltidizisi
BBC Türkçe, TİAK tarafından yapılan günlük izlenme ölçümlerinin 6-12 Nisan verilerinde yer alan en az 13 dizinin fragmanında silahlı sahneler tespit etti.
Aksoy, haftalık yayımlanan çok sayıda dizide silahların patlamasıyla ilgili şunları söylüyor:
"Yaklaşık 120 dakika bir hikaye anlatıyorsunuz. Seyirciyi ekran karşısında tutmalısınız" diyor ve yazarların bunun için senaryoda büyük olaylara ihtiyaç duyduğunu söylüyor.
1990'lı yılların aile ve mahalle hikayelerinin artık ekranlarda yer almaması ile ilgili eleştirilere ise "Az sayıda kanalın olduğu, rekabetin az yaşandığı, izleyici tercihlerinin çok da önemli olmadığı dönemler bunlar. İzleyicinin önüne başka bir şeyler konulduğunda o dizileri izlemediğini biliyoruz" şeklinde yanıt veriyor.
Televizyon sektöründeki rekabet ortamında birçok şeyin değiştiğini söyleyen Aksoy, "Bu rekabet bizi bütün dünyada izlenebilir hale getirdi" diyor.
BBC Türkçe'ye konuşan RTÜK Üyesi Taşcı ise konunun tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu olduğunu kabul ediyor ancak görevi gereği olayın televizyon dizileriyle ilgili yanına dikkat çektiğini söylüyor.
Yayıncılar, yapımcılar ve senaristlerin "silah ve kavga yoksa reyting de yok" bakış açısıyla işin kolayına kaçtığını savunan Taşcı, senaryo süreçlerinin dikkatle ele alınması gerektiğini belirtiyor.
Sorunun sadece şiddeti özendirmek olmadığının altını çizen Taşcı, "Dizilerin bir bölümünde 15-20 kişinin öldürülmesi sorun. Ölüm ve öldürmek çok sıradanlaştırılıyor. Adalet duygusu mahvoluyor" diyor.
Bu konuda RTÜK'ün de üzerine görev düştüğünü kaydeden Taşcı, sektördeki çok sayıda paydaşı bir araya getirerek çalıştay yapılma önerisinde bulunuyor.
'Oyuncular olarak bu projelerde yer almamamız gerekiyor'
Türk sinemasının usta oyuncularından Menderes Samancılar, televizyonda sadece dizilerin yayımlanmadığını, haber programlarının ve hatta meclis yayınlarının da yer aldığını hatırlatıyor.
BBC Türkçe'ye konuşan Samancılar, önce meclisteki siyasetçilerin "kendilerine çeki düzen verip nefret söylemlerini azaltması gerektiği" görüşünde.
Ekonomik koşulların toplumsal yapı üzerindeki etkisine dikkat çeken Samancılar, "Ülkede ekonomik çöküş olursa ahlaksızlık da artar, çocuk eğitimi de zorlaşır. Her şey birbirine bağlı" diyor.
Kaynak, Show TV
Bir oyuncu olarak şiddet içeren projelere mesafeli durduğunu belirten Samancılar, bundan sonraki süreçte daha da seçici olacağını vurguluyor:
"Bu saatten sonra silahla yürüyen projelerde yer almamamız gerekiyor. Önce bizim karşı çıkmamız lazım. Bu iş parayla ölçülmez, hasarı büyük."
Meslek örgütlerinin de daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini belirten oyuncu, bu konuda meslektaşlarını uyarmaya devam edeceklerini söylüyor.
Duyarsızlaşma ve şiddet eğilimi
Peki televizyon dizileri ve filmler şiddeti gerçekten özendiriyor mu?
2007 yılında Journal of Adolescent Health dergisinde yayımlanan ve 1960'ların başından bu yana biriken araştırmaları inceleyen bir çalışma, televizyon, film, video oyunu, cep telefonu ve internet ortamındaki şiddet içeriklerine maruz kalmanın hem kısa hem de uzun vadede olumsuz etkiler doğurduğuna işaret ediyor.
Araştırma, medyanın tek başına şiddetin nedeni olmadığı, ancak saldırganlık ve şiddet riskini artıran önemli etkenlerden biri olduğunu vurguluyor.
Çalışmada, medya şiddetinin kısa vadeli etkilerinin üç temel süreçle ortaya çıktığı belirtiliyor:
- Şiddetle ilgili düşüncelerin zihinde tetiklenmesi
- Duygusal uyarılmanın artması
- İzlenen davranışların hemen taklit edilmesi
Uzun vadeli etkiler ise çocukların gözlem yoluyla saldırgan davranış kalıplarını öğrenmesi, şiddete karşı duyarsızlaşması ve zamanla bunu daha olağan görmeye başlaması olarak sıralanıyor.
Araştırmada her çocuğun bundan aynı şekilde etkilenmediğini, ancak bunun tehdidin ciddiyetini azaltmadığını belirtiliyor.
'Şiddet eğilimi birçok koşula bağlı'
BBC Türkçe'ye konuşan uzman psikolog Nesli Zağlı ise televizyon dizilerindeki şiddetin gençler üzerindeki etkisinin tek başına değerlendirilemeyeceğini söylüyor.
Zağlı'ya göre şiddet eğilimi; bireysel psikoloji, aile içi ilişkiler ve toplumsal koşulların iç içe geçtiği çok katmanlı bir süreçte ortaya çıkıyor.
Zağlı, "Elbette bir etkisi var. Televizyon dizileri evin içine giren, çok daha kapsayıcı kurgular. Bu nedenle ruhsal durumlar üzerinde etkisi olmaması mümkün değil" diyor.
Ancak Zağlı'ya kişinin o içeriği hangi bağlamda izlediği de çok önemli.
Kaynak, Getty Images
Zağlı, "Evde anne-baba arasındaki ilişkiler, psikolojik gerilim, ekonomik koşullar… Bunların hepsi birlikte değerlendirilmeli" diyor ve şöyle devam ediyor:
"Şiddeti yalnızca dizilerdeki karakterlere indirgemek yanlış bir yaklaşım olur. Sadece silah kullanan bir mafya karakterini görüp bunu öğrenmeye indirgersek hata yaparız.
"Örneğin 'Netflix'te şu var, bizi etkilemeye çalışıyorlar' gibi söylemler de benzer bir indirgeme içeriyor. Oysa burada belirleyici olan yalnızca görülen şey değil; o şeyin içinde deneyimlendiği bağlamdır."
Çocuklara nasıl yaklaşılmalı?
Medya içeriklerindeki yaş sınırlamalarına değinen Zağlı, bu uyarıların dikkate alınması gerektiğini ancak yeterli olmayabileceğini söylüyor:
"Artık ergenliğin daha ileri yaşlara uzadığını görüyoruz. 18 yaş bilişsel olarak bir eşik olabilir ama duygusal ve psikolojik gelişim devam ediyor."
Çocukların şiddet içeren içeriklere maruz kalması durumunda ailelerin nasıl davranması gerektiğine ilişkin de önerilerde bulunan Zağlı, iletişimin önemine dikkat çekiyor.
"Çocukla konuşulmalı. Ne hissettiği sorulmalı. Bunun yanlış olduğu anlatılmalı" diyen Zağlı, ebeveynlerin çocukların uyku düzeni ve davranışlarını da takip etmesi gerektiğini belirtiyor.
Manşet haber
Seçtiklerimiz
Popüler haberler
İçerik bulunamadı