Zayıflama iğneleri ve ilaçları neden hızlı çözüm değil?

    • Yazan, Melissa Hogenboom
    • Unvan, BBC Sağlık Muhabiri
    • Bildirdiği yer, Londra
  • Okuma süresi 7 dk

Sarah Le Brocq zayıflama ilaçlarının dönüştürücü etkisini birinci elden deneyimlemiş. Yetişkin yaşamının büyük kısmında obez olan Sarah birçok farklı diyet denemişti.

"Çıkan her yeni şeyi, 'belki bu işe yarar' diye deniyordum" diyor.

BBC'nin "Inside Health" programına katılan Sarah 'her seferinde kiloların geri geldiğini' söyledi.

İki yıldan fazla bir süre zayıflama ilaçları kullandıktan sonra neredeyse 51 kilo verdi.

"Birdenbire artık yemek aklıma gelmiyordu" diyor.

"Daha fazla enerjim vardı, daha önce yapamadığım şeyleri yapıyordum... bana hayatta yeni bir özgürlük kazandırdı."

Onun gibi milyonlarca insan artık semaglutid ve tirzepatid gibi ilaçlar alıyor. Bu ilaçlar daha çok marka isimleriyle Ozempic ve Mounjaro olarak biliniyor.

Yeni ilaçlar piyasaya çıktı, iğnelerin yerini alabilecek haplar geliştirildi ve böyle giderse kullananların sayısının artması çok muhtemel.

Washington Üniversitesi'nden Prof. David Cummings "Bu ilaçların obezite tedavisinde yeni bir çığır açtığı net. Obezite artık 'önlenebilir' bir şey. Şu ana kadar gördüğüm, mucize ilaca yakın buluş" diyor.

Ancak diğer uzmanlar, insanların bu ilaçları almayı bıraktıklarında kiloları hızla geri alma eğiliminde olması nedeniyle, davranış değişikliğine duyulan ihtiyacı gözden kaçırma riskine dikkat çekiyorlar.

Peki, kilo verme ilacı kullanmayı planlayanlar başlamadan evvel nelere dikkat etmeli?

Nasıl kilo verdiriyorlar?

Kilo verme ilaçları, vücudumuza doyduğumuzu söyleyen hormonları taklit ederek iştahı bastırıyor.

En yaygın olanları glukagon benzeri peptit 1 veya GLP-1 ve glikoz bağımlı insülinotropik polipeptit veya GIP olarak biliniyor.

İlaçlar, hücrelerimizin yüzeyindeki GLP-1 ve GIP reseptörleri olarak bilinen özel moleküllere bağlanıyor. Bu reseptörler vücudumuza artık yeterli yemek yediğimizin söylenmesinde önemli bir rol oynuyor.

Bu ilaçları kullananlar genelde ilk birkaç haftada kilo vermeye başlıyor. İlaçlar aslında sadece obez bireylerde kullanım için onaylandı. Fakat klinik obez tanımı taşımayanlar da giderek büyüyen bir pazar oluşturuyor.

72 haftada %14-20 arasında kilo verilmesini sağlamasını sağlayarak son derece etkili olmaları da ilaçlara ilgiyi artırdı. Fakat kullanıcıların yaklaşık %10-15'i çok az kilo veriyor ve bunlara "tedaviye yanıt vermeyenler" deniyor.

Glasgow Üniversitesi'nde kardiyometabolik tıp profesörü ve İngiltere hükümetinin Obezite Sağlık Hedefleri programının yöneticisi Naveed Sattar, GLP-1'lerin bireyleri "obezijonik çevreye" karşı koruyan "kimyasal bir kalkan" olduğunu söylüyor.

Obezojenik çevre, obeziteyi destekleyen, farkında olmadan kilo alımına zemin hazırlayan çevresel faktörlerin ve yaşam koşullarının tümünü ifade ediyor.

Sattar aynı zamanda kilo verme ilaçları üreten çeşitli şirketlerin tıbbi denemelerine danışmanlık yapmış bir isim ama şirketlerde herhangi bir hissesi bulunmuyor.

Sattar "Her yerde yiyecek var" diyor ve herkesin "telefonla 10 bin kalorilik yiyecek sipariş edip, yarım saat içinde yiyebileceğini" belirtiyor.

Vücut kitle indeksi (BMI) 50 ve üzeri obez bireyler için kilo gözetim programı yürüten Cummings, obezite ile yaşayan birinin kilo verme ilaçlarına başlaması halinde, uzun süre kullanabileceğini göz önünde bulundurması gerektiğini söylüyor.

Cummings, hastalarının kilo verme ilacına başlamadan önce kendisine sık sorduğu sorulardan birinin ne kadar uzun süre kullanacakları olduğunu anlatıyor.

"Genellikle yaklaşık bir yıl sonra ilaçları bırakıyorlar" diyor.

Dokuz binden fazla hastanın bulunduğu bilimsel çalışmaların bir analizine göre, ortalama tedavi süresi 39 hafta.

"İnsanlar iradelerini kullanarak kilo vermeye devam edebileceklerine inanıyorlar" diyor ama kanıtlar pek böyle söylemiyor.

Cummings'in bulgularına göre, insanlar farklı nedenlerle tedaviyi bırakıyorlar. Bunlar arasında maliyet, sigorta şirketlerinin ödemeyi kesmesi veya bazılarının uzun süre ilaç kullanmak istememesi yer alıyor.

İlaçlar bırakıldığında da kilolar genellikle geri alınıyor.

Yakın geçmişte yapılan bir çalışma, kilo verme ilaçlarını bıraktıktan sonra kilo alımının, davranış değiştirmeye odaklı bir kilo verme programını bırakan birine kıyasla dört kat daha hızlı olduğunu tespit etti.

Başka bir çalışma da, kilo verme ilaçları kullananların ilacı bıraktıktan sekiz hafta sonra 1,5 kg aldığını ve zaman geçtikçe kilolarının artmaya devam ettiğini buldu.

Aynı çalışmada, yüksek tansiyon gibi diğer sağlık sorunlarının da geri döndüğü görüldü. Yeni araştırmalar ayrıca, kilo verme ilaçlarını bırakanların bir yıl sonra verdikleri kilonun yaklaşık %60'ını geri aldıklarını gösteriyor.

Sattar'a göre, bu geri dönüş, araştırmacıların "yemek gürültüsü" olarak adlandırdığı, yiyeceklerle ilgili sürekli ve rahatsız edici düşüncelerden oluşan bir olgu nedeniyle hızla gerçekleşiyor.

Sattar, kiloların ve bağlantılı sağlık sorunlarının araştırmacıların "yiyecek gürültüsü" adını verdiği durumdan kaynaklandığını vurguluyor. Uzmana göre bu, sürekli devam eden ve hayatımızın içine kadar giren yiyecek düşünceleri.

Hormonlar da rol oynuyor. Bir insan kilo vermeye çalıştığında, vücuduna verdiği kiloyu geri almasını söyleyen güçlü bir hormonal tepki tetikleniyor.

Cummings, beynin kalori düşüşünü enerji eksikliği olarak yorumladığını, bu yüzden kilo verme ilaçlarını bıraktıktan sonra iştahı uyaran hormonların arttığını söylüyor. Ayrıca enerji yakma hızının, yani metabolik hızın da azaldığını belirtiyor.

"Bu biyolojik savunmalar yeterince güçlüyse ilacın etkinliğini azaltabilir" diyor.

Yaşam tarzında değişiklik

Sattar, yaşam tarzında değişiklikler yapan az sayıda insan için dozun azaltılmasının veya ilacın aralıklı olarak kullanılmasının mümkün olabileceğini gözlemlediğini anlatıyor.

"Bazıları gerçekten de beslenme alışkanlıklarında temel değişiklikler yapıyor" diyor.

"Diğerleri ise başladıkları zamankinden daha düşük bir dozda ilaca ihtiyaç duyabilir. Ancak çoğunluğun muhtemelen yine de ilacın bir dozuna daha ihtiyacı olacaktır çünkü beslenme ortamı hala aynıdır."

Ayrıca, bireylerin yaşam tarzını değiştirmek yerine kilo verme ilaçları kullandığına dair artan bir endişe var. Aslında kanıtlar, yaşam tarzı değişikliklerinin kilo verme ilaçlarıyla birlikte daha fazla kilo verilmesini sağlayacağını gösteriyor.

Yine yakın tarihli bir incelemede de kilo verme ilaçları kullananlarda yaşam tarzının değişmemesinin, beslenme eksikliklerine yol açabileceği uyarısında bulunuldu.

Cambridge Üniversitesi'nde beslenme ve davranış bilimcisi ve araştırmanın lideri Marie Spreckley "İnsanların yeterli proteini ve ihtiyaç duydukları tüm vitamin ve mineralleri aldığından emin olmalıyız" diyor.

"Uzun vadede, zayıflık ve kas kaybı gibi istenmeyen sonuçlarla karşılaşmak istemezsiniz. Bir sağlık sorununu bir başkasıyla değişmek istemeyiz."

Spreckleş, bu ilaçlar iştahı önemli ölçüde azalttığından hastaların genel olarak daha az yemek yeme eğiliminde olduğunu belirtiyor.

"Hastalar uzun vadede desteklenmez ve beslenme tercihleri ​​kötü olmaya devam ederse bu durum 'kaçırılmış bir fırsata' dönüşebilir" diye de ekliyor.

Hızlı kilo kaybı çözüm değil

Dünya Sağlık Örgütü bu nedenle, yalnızca ilaç tedavisinin "obezite sorununu tersine çeviremeyeceğini" açıkladı.

Örgüt, GLP-1 ilaçlarının kullanımıyla ilgili kılavuzlarında, erken müdahalelerin, taramanın ve daha sağlıklı ortamlar yaratmanın da gerekli olduğunu belirtti.

Sattar'a göre insanlar hala ilaç kullanırken davranışları değiştirmek daha kolay. "Beslenmenizi düşünmek için zihinsel alanınız oluyor" diyor.

Ancak İngiltere'deki Loughborough Üniversitesi'nden davranışsal tıp profesörü Amanda Daley davranış değişikliğinin son derece zor olduğunu söylüyor.

Hastalara GLP-1 ilaçlarını bıraktıktan sonra ne kadar çabuk kilo alabilecekleri konusunda daha net olunması gerektiğini belirtiyor.

"Obezite kronik, tekrarlayan bir hastalık" diyor ve bunun da sadece ilaçla "tedavi edilemeyeceği" anlamına geldiğini vurguluyor.

Bu nedenle hastaların beslenmelerinde değişiklik yapmaları ve fiziksel aktivitelerini artırmaları için ek destek ve "kapsamlı bakım" çok önemli.

Daley özel sağlık kuruluşlarının bu hayati ek desteği sağlayıp sağlamadığının belirsiz olduğunu söylüyor bunu endişe verici buluyor.

Birçok insan ilaçlara özel olarak erişiyor ve tedavinin devamlılığını izlemek zor.

Davranış değiştirmek için küçük adımlar

Stanford Üniversitesi'ndeki araştırmacılar bu sorunların bir kısmının üstesinden gelmek için, yaşam tarzı değişikliklerini destekleme ve teşvik etme yöntemlerini incelediler.

Uzmanlar yakın tarihli bir çalışmada, küçük yönlendirmelerin veya "mikro adımların" GLP-1 ilaçları kullananlarda sağlıklı davranış değişikliklerini teşvik etmeye yardımcı olup olamayacağını test ettiler.

Küçük değişiklikler beslenme, fiziksel aktivite, uyku ve stres yönetimine odaklanıyordu.

En önemlisi, mikro adımlar küçük ve yönetilebilir nitelikteydi. Örneğin şekerli içecekleri suyla değiştirmek, öğle yemeğinden sonra kahve içmeyi bırakmak, stresliyken derin bir nefes almak veya beş dakika dışarı çıkmak gibi.

Bunların davranışsal beklentileri iyileştirmeye yardımcı olduğunu buldular.

Çalışmada yer alan uzmanlardan Stanford Tıp Fakültesi pediatri doçenti Maya Adam, bu "beklentinin" davranışsal değişim için gerekli ilk adım olduğunu söylüyor.

"Sağlığınızı en iyi haline getirmek yalnızca ilaç tedavileriyle sınırlı değil" diyor.

"İnsanlara bu küçük ipuçlarını vermenin çok etkili olabileceğini gördük."

Yan etkiler

Daley, özellikle ilaçların bilinen yan etkileri göz önüne alındığında, bu tür müdahalelerin insanlara değişim için ihtiyaç duydukları araçları sağlamada çok önemli olduğunu söylüyor.

Yan etkiler arasında mide ve bağırsak sorunları da yer alıyor. Ayrıca pankreatit ve safra taşı vakalarında da artış gözlemlendi. Özellikle egzersiz yapmayanlardaki kas kaybı da bir diğer endişe kaynağı.

Son dönemdeki yapılan bir çalışmada , kemik ve eklem rahatsızlıklarıyla bağlantılar da bulundu.

Geniş kapsamlı bir çalışmada da, ilaçların kalp sağlığında iyileşme, enfeksiyonlarda azalma, uyuşturucu bağımlılığı riski ve demans vakalarında düşmeyle bağlantılı olduğu görüldü.

GLP-1 ilaçlarının etkinliğine dair birkaç yıllık veriye sahip olsak da, uzun vadede ne olacağını veya sonuçların zamanla kaybolup kaybolmayacağını henüz bilmiyoruz.

Ayrıca, bu ilaçların gebeliğe etkilerini veya gelecek nesilleri nasıl etkileyeceğine dair veri eksikliği de söz konusu çünkü gebelikte kilo verme ilaçlarının alınmaması tavsiye ediliyor.

Ancak Sattar ve Cummings'e göre, obeziteyle yaşayanlar için olumsuz sağlık sonuçları göz önüne alındığında, yan etkiler önemsiz kalıyor.

Bu durum özellikle birden fazla kilo ile ilgili rahatsızlığı olan kişiler için geçerli. Kalp hastalığı, kanser ve felç, dünya çapındaki başlıca ölüm nedenleri ve bunların hepsi obezite ile bağlantılı.

Zayıflama ilaçlarında yenilikler

Açık olan şu ki, kilo verme ilaçları hızla gelişiyor.

Retatrutid adı verilen yeni bir ilaç da son denemelerde umut vaat etti. Üretici Eli Lilyl'ye göre açlığı düzenleyen üç hormonu taklit eden bu ilaç 68 hafta sonra yaklaşık %29 kilo verilmesini sağladı.

Daley, ilaçların obezite tedavisinde kullanılan araçlardan sadece biri olduğunu söylüyor.

Daha önemlisi, insanların ilaç tedavisinin ötesinde, kalıcı olacak sağlıklı değişiklikler yapmalarını kolaylaştırmak.

Uzmanlar ise kalori açısından yoğun, ultra işlenmiş gıdalar tüketen insanların çokluğu nedeniyle, obezitenin giderek büyüyen bir sağlık sorunu olmaya devam edeceği uyarısı yapıyor.

Daley, nihai hedefimizin beslenme ortamını daha iyi seçenekler sunacak şekilde değiştirmek ve hükümetlerin politikalarını etkileyerek, gelecek neslin bu ilaçlara hiç ihtiyaç duymamasını sağlamak olması gerektiğini vurguluyor.